Yaşam Karmaşıklaştığında

20

Yeryüzündeki canlılar, basit mikroorganizmalardan büyük ve kompleks yaratıklara dönüşme yolunda –üstelik yalnızca bir değil, iki kez– nasıl böylesi büyük bir değişim geçirdi? Biliminsanları 570 milyon yıllık fosillerde ipuçları saptıyor. 

Newfoundland’in güneydoğu sahilinde, Kuzey Amerika’nın en doğu ucu yakınlarında, Mistaken Point adı verilen, falezlerden oluşan bir burun var. “Hata Burnu” anlamına gelen adını, sisli havalarda kaptanların bu noktayı başka bir yerle karıştırması sonucu meydana gelen gemi kazalarında oynadığı rolden alıyor. Oysa günümüzde oldukça farklı bir konunun odağında: Yeryüzündeki canlıların en gizemli ve en şaşırtıcı sırlarından birine dair son dönemde yorumlanan muhteşem ipuçlarını barındırıyor. Üç milyar yılı aşkın bir süre boyunca tekhücreli mini oluşumlar olarak varlık gösteren canlılar, neden birdenbire bir patlama sonucu sayıları yükselişe geçen karmaşık –çokhücreli, büyük ve muhteşem– canlılara dönüşmüştü? Bu yeni canlı formları 570 milyon yıl öncesinden başlayarak tüm dünyaya yayılmış olsa da, varlıklarına dair en eski kanıtlar tek bir yerde bulunuyor: Mistaken Point. Paleontologlar aslında onlarca yıldır buraya geliyor. Ancak uzmanlar şimdilerde bu ufak farklılıklarda bir şeyler gördüğünü düşünüyor: yeni, radikal ve etkisi büyük bir şeyler.

Serin bir sonbahar günü, Newfoundland’in başkenti St. John’s şehrinden bir cip kiralıyor, alaçam ve köknar ormanları arasında siyah bir şerit gibi kıvrılarak uzayıp giden otoyolda Mistaken Point’e doğru yola çıkıyorum. Yanımda Toronto Mississauga Üniversitesi’nden Marc Laflamme ve yıllardır birlikte çalıştığı Vanderbilt Üniversitesi’nden (Nashville) İngiliz meslektaşı Simon Darroch var.

Mistaken Point’e ulaştığımızda bizi masmavi bir gökyüzü ve parlak bir güneş karşılıyor. Laflamme’ın az rastlanır olduğunu söylediği bu güneşli hava –özellikle akşamüzeri saatlerinde– açılı düşen güçlü ışık sayesinde görmeye geldiğimiz zor fark edilir fosillerin belirginleşmesine yardımcı oldu.


Basit bir başlangıç: Balık, sürüngen, kuş, memeli ve günümüzde yaşayan diğer omurgalılar gibi muhteşem betta balığı da beden yapısını Kambriyen Devri’nde yaşamış Pikaia gracilens (altta) gibi ilk kordalılara borçlu. Balığa benzese de tam anlamıyla balık olmayan Pikaianın, notokord denilen ve omurgalılarda omuriliğe dönüşen esnek kıkırdaktan bir sırtı vardı. “Tüm omurgalılar olasılıkla buna benzer bir oluşumdan evrildi,” diyor Ontario Kraliyet Müzesi paleontoloğu Jean–Bernard Caron.

Fosil yataklarını korumak için bölge hükümeti tarafından kurulan Mistaken Point Ekoloji Koruma Alanı’nda, çakıl döşeli bir yoldan aşağıya, deniz kıyısındaki bir kayaya doğru iniyoruz. Laflamme, 30 derecelik bir açıyla yana yatmış morumsu gri renkteki pürüzsüz kaya parçasını işaret ediyor. Üzerindeki karmaşık, gölgeyi andıran bir biçim, tekrarlanan kaburga ve omurga deseniyle bir metre uzunlukta bir yılanın iskeletini çağrıştırıyor. Ancak bunlar ne bir iskelet, ne de kemik. Çok çok eski zamanlarda ölüp deniz tabanına gömülmüş yumuşak bedenli bir canlının baskı izi bu. Ne yüzüyordu, ne de yerde sürünüyordu. Bugünkü organizmaların herhangi biri gibi yaşamış olamazdı. Çoğu kişinin varlığından dahi haberdar olmadığı, bir başka dünyadan gelmiş izlenimi veren gizemli canlıların yaşadığı, fazla bilinmeyen bir döneme aitti. “Yaşamın ilk kez büyük boyutlara ulaştığı zaman bu,” diyor Laflamme, kayanın yanı başında diz çökerken.

Ediyakara olarak bilinen faunaya ait bu canlı türlerinin (Ediyakaralar) gizemi, Güney Avustralya’daki terk edilmiş Ediyakara Madeni’ni kontrol göreviyle 1946’da bölgeye giden Reginald Sprigg adlı genç jeoloğun yüzlek veren kumtaşı yataklarında bazı ilginç baskı izleri gördüğü ücra Flinders Sıradağları’na kadar uzanıyor. “Bu biçimler denizanasını anımsatıyor,” diye yorumlamış Sprigg. Ama aslında denizanası değillerdi. Bildiğimiz –yaşayan ya da soyu tükenmiş– herhangi bir canlıya benzemeyen bazı başka biçimler de vardı. Aralarından biri, kuma basılmış bir parmak izine benziyordu.

Daha önce bu kayalarda benzer figürler bulup bir anlam çıkaramayan diğerleri gibi, Sprigg de bu fosillerin 550 milyon yaşında olduğunun ve evrimin çok daha iyi bilinen ünlü eseri Kambriyen Patlaması’ndan en az 10 milyon yıl daha öncesine tarihlendiklerini bilmiyordu. Biliminsanlarının o zamanki düşüncesine göre, Kambriyen Patlaması yeryüzündeki canlıların muhteşem yaratıklar, yani altsoyları hâlâ varlık gösteren karmaşık ve büyük canlılar olarak –ki biz onlara hayvan diyoruz– yıldız yağmuru misali etrafa yayıldığı an olmuştu. Sprigg’in keşfi, Kambriyen Devri’nin değil de, bugün Ediyakaran olarak bilinen hemen öncesindeki devrin büyüklük ve karmaşıklık destanının başlangıcı olduğuna dair ilk işaret olarak önem taşıyordu.